Gözlerimi bir açıyorum ki etraf gökyüzü gibi.Yanımdan parlak turuncu yüzgeçli Nemo’msu bir ordu geçiyor.Ne zaman dalış yaptığımı hatırlamaya çalışıyorum ama emin olamıyorum.Saatime bakayım bari diyorum.Nasıl olur.Kollarım baştan aşağı yok olmuşlar.Kollarımın yoklaşmasına mantıklı bir sebep arıyorum.Uzun süreli tutmadığım için elini, böyle oldu diyorum.Demiştim ben.Sarılmak önemlidir.Ama sadece sarılmak mı? Ellerim de ellerinle birleşmediği için yoklaşmış işte hep.Bir süre geçtikten sonra fark ediyorum ki yüzgeçlerim pelerin gibi adeta.Hayır hayır Nemomsulardan değilim ben.Başlıyorum yüzmeye.Koşar gibi yüzüyorum.İnci görüyorum bir sürü.İncileri sadece çizgi filmlerde olduğu gibi sandığımı fark ediyorum.Derken çok yüksekten düşüyorum.Öyle bir düşüş ki, benliğimi bırakıyorum.Benliğimdeki seni bırakmıyorum ama.Sıkıca kavramışım ellerimle ya ondan.Ne kadar düşüyorum bilinmez ama etrafım kabarcık oluyor hep.Kabarcıklar çoğalıyor, çoğalıyor.Arkadan çok bilindik bir ses geliyor.Yaklaşıyor, yanağımda bir öpücük ve ”hadi büşram, hemen kahvaltı masasına!Sen omleti çok seversin, soğutma.” Ne olduğunu anlamaya çalışırken aklımdaki tek şeyse;
Anne kahvaltısı gibisi var mı?




8
